Efendim, bendeniz önyargılara bulanmış, sabit fikirlerle yoğrulmuş, beğenme konusunda son kertede inatçı ve dikbaşlı bir kimse olarak tanınırım. Kafamda bazı “siyah” ve “beyaz”lar raks eder çoğu zaman. “Gri”lerle ilgili bir sorunum vardır kendimi bildim bileli. Ezelden beridir meseleleri kategorilerin içine sokuşturmak isterim. Bu şekilde -sanırım- kafam rahat ediyor, bir nebze de olsa huzur buluyorum. Sözgelimi, “alışveriş merkezlerindeki lokantalardan hayır gelmez” beynime nakşolmuş, asla kurtulamadığım nefret yüklü bir slogandır. Ya da “fast food yazılmaya değer bir şey değildir” söylemi, hızlı hızlı hazırlanan bu yemekler çoğu kez mide bulandırıcı bir fabrikasyon düşüncesini kucakladığı için tarafımca kabul gören bir fikirdir. Bir diğer mesele de, balık konusundaki önyagılarımı dışa vuran “Balık dediğin lüferdir. Balık dediğin Boğaz’da yenir. Balık dediğin buzhaneden masaya inen bir mahluk değildir. Balık dediğin milli içeceğimizle mideye indirilir” gibi klişeleri içeren bir özettir. Ve bendeniz, bazen, tüm önyarılarıyla salına salına yürürken, büyük bir şokla karşılaşıp aniden poposunun üzerine oturan ve birden bire kafasında o güne dek inandığı pek çok fikir yerle yeksan olan bir adam da olabilirim aynı zamanda. Demek istediğim, bir gün, bir alışveriş merkezinde, fast food mantığıyla hazırlanmış, levrek ve somon gibi bana uzak balıkları içeren bir menüsü olan ve yanında diyet kola içtiğim bir lokantaya gidip çıkardıkları işe resmen bayılarak, o güne dek kafamı işgal eden düşüncelerden utanabilirim. Okuyacağınız, sevgili okurlar, aslında yukarıda yazdığım önyargılarım için Dardenia’dan dilediğim bir özürdür. Kendisine, günlerden bir gün, Ümraniye kırsalının en civcivli bölgelerinden birinde, medeniyetimizin korku verici anıtlarından birisi olan Buyaka abidesinin içinde rastladım. Ayağım gitmedi ilk başta, zira o güne dek, senelerdir Capitol’de burnumun dibinde duran böyle bir balıkçıya bir kere bile adımımı atmamıştım. Gelen yağ kokusundan mütevellid, midem ve ben oraya girmeye gönül indirememiştik bunca zamandır. Ama bu kez durum farklıydı. Bir defa zerre kadar kokmuyordu burası. Aydınlık, pırıl pırıl bir mekandı. Çalışanlar zımba gibi görünüyor ve masalar arasında hızlı hızlı koşturuyorlardı. Önce kasaya gittim, yiyeceklerimi seçtim, ödememi yaptım. Sonra bana bir numara verdiler, verdikleri numara ile masama çöreklendim. Kısa bir bekleme süresinin ardından yemekler geldi. Güya dikkat ediyoruz ya beslenmemize, çorba ve salata yiyelim dedik. Mini midye çorbası derler bir nefaset ile tanıştım önce. Kıvamlı, ustalıkla terbiye edilmiş, o minyon midyeleri insanın damağında dans eden güzel bir çorba lüplettim düşünmeden. Sonra salata üstü somon geldi. Güzel pişmiş somonun altında yatan, aslında başlı başına bir yemek olarak kabul edebileceğim salata çok hoşuma gitti. (Benim gibi etobur bir adamı tatmin edecek bir salatanın öyle sık rastlanan bir konsept olmadığını unutmayın!) Ayrıca yanında verdikleri dolgun ve doyurucu ekmeklere de hasta oldum. Başka bir sefer de salatanın levrekli versiyonunu yediğimde, tıpkı somon salatasından sonra olduğu gibi yüzüm gülerek kalktım masadan. Bu lokantanın bir zincir olması, alışveriş merkezlerinde konuşlanması ve fast food tarzı servis sunması, inanın değerinden en ufak bir şey kaybettirmiyor. Dardanel firmasına ait bu işletmenin ilerde çok ses getireceği ve daha çok yerde karşımıza çıkacağından adım gibi eminim. Öğlen yemeklerinde, iş arasında uğramanızı itinayla tavsiye ederim !

photo1 (2) (1)

photo (2)

Dardenia Buyaka AVM
Fatih Sultan Mehmet Mah. Balkan Cad. No:56 Ümraniye
0216 290 79 50 – 51
http://www.dardenia.com/restoranlar

Yazar Hakkında

Çevremdeki lokantaları gezip gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi ve tüm bu deneyimden ruhumda arta kalan izlenimleri yazıyorum. Beni tüm sosyal medya kanallarında, ama özellikle Instagram'da takip edebiliriniz.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This