Dostlarla yaptığım sohbetlerde, zaman zaman benzer bir soru cümlesiyle karşılaşıyorum: “Alp, şöyle salaş, yemekleri güzel, manzarası fena olmayan, fiyatları iyi bir yer önersene bize…?”

Bu aslında “her genç kızın rüyası” galiba…Herkes güler yüzlü hizmet, lezzetli yemek, ihtişamlı bir manzara, el yakmayacak fiyatlar istiyor hayatta. Yaşadığımız şehirde bunu sunan lokantaların sayısı malesef çok az. Avrupa’nın en pahalı lokantaları bile İstanbul’daki ortalama bazı restaurantların fiyatlarıyla boy ölçüşemiyor.

Bu şehirde hayat ne yazık ki çok pahalı; buna karşın talep çok yüksek ve doğal olarak bazı işletmelerde şımarıklık had safhada. Fabrikasyon ve ticari yaklaşımlarıyla hem size verdikleri hizmeti aceleye getiriyorlar, hem de “bebeğim bir haftadan önce arayıp rezervasyon yaptırmazsan bizde yemek yiyemezsin” tavrıyla karşılaşıyorsunuz. Üstelik yemekler de öyle pek matah değil.

Rezervasyon konusuyla ilgili bir parantez: American Psycho’nun bir sahnesinde kahramanımız (Christian Bale), Manhattan’ın en popüler mekanlarından birini telefonla arayıp o günün akşam yemeği için rezervasyon yaptırmak ister. Karşıdan cevap yerine gevrek kahkahalar gelir. O kadar imkansız bir şeydir ki adamın istediği, yönetmen böyle Kafkaesk bir üslupla vermek istemiştir cevabı. Demek istediğim, bizim şehrimizde de zaman zaman buna yakın tavırlar sergilenmektedir rezervasyon yaptırmak istediğimizde.

Ve tahmin edersiniz ki bendeniz bundan nefret eden bir adamım.

Her neyse, biz konumuza dönelim. Yukardaki soruya cevap verirken sözkonusu Anadolu yakası ise İsmet Baba ve Suna’nın Yeri gibi mekanları öneriyorum genelde. Buralarda fiyat/performans bana kalırsa çok çok iyi. İyi bir lokantada olması gereken her şey de mevcut. Bu sebepten, bu yazıyı Suna’nın Yeri’ne ayırdım.
İlk ne zaman gittim, anımsayamıyorum, rahmetli babam çok severdi burayı. Onbeş sene mi, yirmi sene mi önce, bilemiyorum. Yılda dört-beş defa, bazen öğlenleri uğrar, manzaraya bakarak demlenirim Suna’nın Yeri’nde.

Kısaca özetlemek gerekirse,

photo (6)

Mekanı bulmak hayli kolay. Sahilden Kandilli İskelesi’ne gelmeniz yeterli, lokantayı iskelenin iki yanına konuşlanmış vaziyette bekliyor bulursunuz karşınızda. Birinci köprü tarafından geliyorsanız Beylerbeyi’nden dümdüz devam edin, yok ikiden ulaşmaya çalışıyorsanız, Kavacık sapağının ordan Anadolu Hisarı istikametine girip aşağı inin ve Kandilli’ye ulaşın. Bu kadar basit.
Otopark hizmeti mevcut ve sıkıntısız. İskelenin oraya girdiğiniz vakit arabanızı oradaki görevlilere bırakabilirsiniz. Dışardan bakıldığında park yeri yokmuş gibi görünse de çok iyi çözümlemişler bu meseleyi.
Mekan ilk başlarda iskeleyi karşınıza aldığınızda soldaydı diye hatırlıyorum, ama uzun süredir sağ tarafta da hizmet veriyor. Baharda ve yaz aylarında açık kısımlarında keyifle oturabilirsiniz, fakat önemli bir mesele ciddi şekilde rüzgar alabiliyor olması. Bunun özel bir zamanı var mı bilemiyorum, ama bazen iskele ile yandaki yalının arasındaki koridordan şiddetli rüzgar esebiliyor.
Tahta masalar bembeyaz, pırıl pırıl örtülerle örtülmüş, her daim müşterileri bekliyor Suna’nın Yeri’nde. Mekanın darlığından ötürü masaların birbirine yakın olma durumu var, fakat bu konuda yapılabilecek bir şey yok. Gülü seven dikenine katlanır neticede.
Garsonlar son derecede tecrübeli ve insan sarrafı tipler. Sizin ne istediğinizi gayet iyi anlayıp çok iyi bir zamanlamayla yapıyorlar sevisi. En baştan beri bu böyleydi.
Manzara müthiş. Doğru masaya oturduysanız Boğaz’ın üzerinde gibi hissediyorsunuz kendinizi. Ağzınızda dağılan o güzelim yemekleri yerken Boğaz’a bakmak, iskelenin yanından oltayla balık avlayan çocuları izlemek ayrı bir keyif. Ara ara denize girenler de olmuyor değil. Tahmin edersiniz ki, bunlar yunus balıklarına yakın yüzme yeteneğine sahip mahalle çocukları.
Kışın geldiyseniz kapalı kısmında oturabilirsiniz, ama benden söylemesi, istenen manzarayı görebileceğiniz masa sayısı hayli kısıtlı.
Yemeklere gelince, gavurların değişiyle “schlicht und einfach”… Basit ve sade bir menü var ve başarının sırrı bence burada. Kafa karıştıran cinsten, onlarca yemekten oluşmuyor size sunduğu güzellikler.
Burada mutlaka bol rokalı, yeşillikli bir salata yemelisiniz sevgili dostlar. Üzerine peynir rendelenmiş olsa iyi olur. İnsanın damağı bayram ediyor önünüze geldiğinde bile. Bu salata o kadar güzel ki, insan hiç bitmesin istiyor.
Bunun yanında mekanın enfes, ağızda dağılan favasından da mutlaka sipariş etmenizi öneririm. Nadir bulunan lezzetlerden birisi de bu.
Patlıcan salatasında da közün tadı iyice hissediliyor. Yutulduktan bile ağızda bıraktığı tad unutulmaz. Bunu da tavsiye diyorum.
Sıcak olarak kalamar, midye tava, tereyağında karides söylenebilir. Üçü de insanın damağına bayram ettirecek cinsten, lakin benim favorim kalamar. Çok güzel yapıyorlar, adeta lokum gibi diyebilirim.
Balık olarak çeşit çeşit farklı mevsim balıkları yedim ben burada, ama en son gittiğimde yaptıkları gümüş tava gibi bir lezzete neredeyse hiçbir balıkçıda rast gelmedim. Varsa ortaya söyleyin, tadını çıkartın.
Mekanın en büyük problemi caminin burunun dibinde olmasından ötürü içki ruhsatı alamıyor olması, fakat demokrasilerde çare tükenmeyeceğini belirterek bu mevzuya nokta koymak isterim.

photo (7)

photo (8)

Hülasa-i kelam, her kim ucuz, yemekleri güzel, manzarası şahane bir balıkçı arıyorsa kentimizde, hiç çekinmeden soluğu Kandilli Suna’nı Yeri’nde alabilir. Tüm beklentileri karşılanacaktır burada.

Ayrıca sevgili dostlar, insan böyle mekanlara gelip gözlerini Boğaz dikmeyecekse, ne halt etmeye bu şehirde yaşıyordur, onu da sorgulamak lazım.

Suna’nın Yeri
Adres: Kandilli İskele Cad. No: 17 Kandilli Mh.
Telefon: 0 216 3323241

Yazar Hakkında

Çevremdeki lokantaları gezip gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi ve tüm bu deneyimden ruhumda arta kalan izlenimleri yazıyorum. Beni tüm sosyal medya kanallarında, ama özellikle Instagram'da takip edebiliriniz.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This