Tuhaf davranışlarım, insanlara biraz sert gelen söylemim ve etobur tipimin gösterdiğinin aksine sebze ve meyveye karşı değilim ben. Tatlarını çok sevmiyorum belki, ama bu yiyeceklerin özellikle renklerine bayılıyorum. Yemeklerinizi ve mutfağınızı renklendirmek istiyorsanız, mutlaka bol bol sebze pişiriniz ve meyveyi diyetinizden hiçbir zaman eksik etmeyiniz. Ayrıca bu gıdaların sağlıklı olduğu da su götürmez bir gerçek. Sağlığına dikkat eden herkesin yolu, sebze-meyve kültüründen geçecektir elbette ki. Öte yandan, benim inancıma göre sebze, “esas” yemeğe tat veren bir şey ve yaşamımızda kaçınılmaz bir yere sahip. Vazgeçilmez adeta. Yer yer çok lezzetli de olabilir. (fakat beni de yeterince soğan sarmısakla pişirirseniz, ben de lezzetli olurum sevgili okurlar) Benim karşı olduğum esas mesele vejetaryenlik; bunu anlamışsınızdır. Ve sevgili dostlar, vejetaryenlerin harika felsefeleri, neden et yemedikleri ve diğer tüm safsataları gerçekten umurumda değil. Bu konuyu uzun uzadıya tartışacak değilim burada. Sevmiyorum ! Yeme-içme sözkonusu olduğunda benim hakkımda bilmeniz gereken iki mesele var: 1-Vejetaryenliğe karşıyım (çok sevdiğim sebzeobur arkadaşlarım var, yanlış anlaşılmasın, kavrama karşıyım, onlara değil.) 2-Tavuk bir yemek değildir. (Yine yanlış anlaşılmasın, tavuk yiyorum. Mecburen) Bu iki değişmez fikrim dışında, her ülkenin mutfak kültürünü ve her yemeğini denemeye varım, bana söylenecek her fikri önyargım olmadan kabullenmeye hazırım.

Neden mi böyle girdim lafa? Zencefil’i anlatacağım da ondan. Müdavimi değilim bu lokantanın, tahmin edersiniz, ama senede birkaç defa ziyaret edip farklı tatların keyfine varıyorum. Yukarıda yaptığım girizgahta sergilediğim düşüncelerimin aksine, çok da hoşuma gidiyor. Zaten yanlış anlamıyorsam Zencefil kendini sağlıklı yemekler yapan bir lokanta olarak konumluyor, bir vejetaryen mekanı olarak değil. Zira burada tavuklu yemekler mevcut. Yalnız gördüğüm kadarıyla kırmızı etin esamesi okunmuyor, lakin bu konuda detaylı bir tahkikat yapma girişimim olmadı bugüne dek. Yine bendeniz, her zaman yaptığım gibi, mekanın bende yarattığı izlenimleri sizinle paylaşmakla yetineceğim, dört başı mamur bir “background” araştırması yapmayacağım. Okuyup nasıl hareket edeceğiniz, her zaman olduğu gibi yine size kalmış.

Doksanlı yıllardan aklımda kalan bir görüntü var: Büyükparmakkapı Sokak’ta sağlıklı yemekler yapan lokanta. Bu mekanın adı Zencefil miydi? Başka bir şey miydi? Gerçekten, süngere dönmüş beynim ve çoğunu kaybettiğim gri hücrelerimle bunun yanıtını vermem pek mümkün değil. Günümüzde Fransız Kültür ile Aksanat arasındaki sokaktan gidip sola saptığınızda karşınıza çıkan Kurabiye Sokak’ta ziyaret ettiğim Zencefil’in atası, seneler önce Hayal Kahvesi’nin civarında yemek yediğim yer miydi? Bunu gerçekten bilemiyorum. Bilenler bu soruyu cevaplarlar herhalde. Anımsadığım: Zencefil, önce Kurabiye Sokak’ta karşı şeritte bir dükkan iken zaman içinde yer değiştirdi ve bugünkü konumuna yerleşiverdi. Daha öncesi hayli flu bir görüntü sergilediği için emin olamıyorum.

Zencefil’in bahçesine hastayım; özellikle küresel ısınmanın ortadan kaldırdığı kış mevsiminin yerine İstanbul’u etkisi altına alan limonata kıvamında daimi bahar, bu bahçeyi sürekli kullanılır hale getirdi. Orada oturmak, rengarenk boyalı tahta masalara, sandalyelere bakmak, tuğla duvarları incelemek, sokaktan gelip geçenleri diziklemek büyük bir keyif. Ayrıca mekanın içi de insanı sarıp kucaklayan bir samimiyet taşıyor. Bir önceki yazımda Sırçacı 14 hakkında söylediklerime benzer birkaç kelimeyi de burası için sarfedebilirim rahatlıkla. Sıcak ve dost canlısı bir görüntüsü var. Bu görüntüyle yüzseksen derece zıt bir servis anlayışı olduğunu söylersem şaşırırsınız büyük olasılıkla. Ama öyle! Garsonların suratları az önce bir cenaze kaldırılmış gibi bir ifade taşıyor. Sessiz, sakin, üzüntülü ve mutsuzlar. İnsan ister istemez “sürekli sebze mi yiyorlar?” diye düşünmeden edemiyor.Çünkü ben sadece sürekli sebze yiyenlerin bu kadar üzüntülü olabileceğine inanıyorum.

Neler mi, yedim? Bir defa çorba insanı olmamdan mütevellit, her gidişimde günün çorbası neyse sipariş ediyorum. Ezogelin ve tarhana aklımda kalanlar. Ezogelini keyif alarak içtiğimi, ama tarhanın akıllara zarar olduğunu söyleyebilirim. Mercimek köftesinin başarılı olduğunu vurgulamak lazım. Bu meret her yerde yenmez bana kalırsa, ama Zencefil’de tadına bakılabilir. Öte yandan pırasalı kiş denen yemekleri gerçekten on numara sevgili okurlar. Alp Artam ve pırasanın aynı cümlede olması her ne kadar “oksimoron” gibi dursa da, bayıldım, gerçekten beni benden aldı yerken. İçindeki peynir, beşamel sos, pırasanın uyumu ve kıvamı unutulmazlar arasına soktu bu yemeği. Yine pırasalı tavuk, benzer bir üslupla yorumlanmış,her şeyi kararında bir yemekti. Bu ikisi ile karşılaştığınızda gözünüz kapalı sipariş edebilirsiniz bana kalırsa. Bunun dışında Ege yahnisi denen, enginar ve börülceden müteşekkil yemeğin tadına baktım. Zeytinyağlı familyasından ve açık konuşuyorum, insanı hayatta soğutan bir tadı vardı. Zaten bir kaşık aldım. Bu blogun sayfalarında hiç benden duymadınız bunu ama, gerçekten “nefret ettim”. Mekanda pazılı köfte, rezeneli kuru fasülye, fırında ıspanak, kerevizli bulgur, halep dolma, nohutlu aş gibi yemeklerin yanı sıra, sağlıklı soslarla üretilmiş makarna türü yiyecekler de mevcut. Daha önceki gidişlerimde bu “pasta”lardan tatmış ve beğenmiştim. Rahatlıkla yiyebilirsiniz. İçecek olarak zencefilli limonata ve zencefil birası denedim, birada pek iş yoktu açık konuşmak gerekirse, ama limonata güzeldi.

Son olarak iki not:

1- Anlatığım kadarıyla lokantanın politikası yemeklere hiç tuz koymamak. Bunu eleştirmemek lazım bana kalırsa. İlk lokmayı alınca şaşırmayın.

2- Yazının başında “sebze ve meyveleri renklerinden ötürü seviyorum”, diye belirttiğim kısım tabii ki bir şakaydı (Anlayamayanlar için)

Sözün özü, sevgili okurlar, çok güzel bir mekan, asık suratlı çalışanlar, nispeten yüksek fiyatlar, bazen insanı öğürten, zaman zaman da hayran bırakan yemeklerden oluşan tuhaf bir bulamaç sizi ilgilendiriyorsa buraya gidin.

Zencefil Cafe
Kurabiye Sk. No: 3 Beyoğlu

photo (15)

photo (14)

photo (13)

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This