Efendim, hani “Serbest Kürsü” diye bir menü açtım ya buraya, fark ettim ki bir hayli boş kalmış. Ben de artık mevcut alanımın dışına çıkarak bazı fikirlerimi paylaşayım, dedim.

Geçtiğimiz sene içinde İz TV‘de baştan sona büyük keyif alarak seyrettiğim, “Alternatif Tiyatro”ları konu alan güzel bir belgeselle başladı her şey. Konunun ilgimi çekmesi bir yana, uzun senelerdir izlediğim oyunların hep birbirine benzemesi, aynı rutini ve karikatürize oyunculuk tekniklerini içermesi, beni tiyatrodan ciddi anlamda soğutmuştu. Yeni bir yaklaşım arayışı içindeydim. Aynı aktörlerin ve konuların dönüp durduğu eski moda tiyatrolardan çok zaman evvel elimi eteğimi çekmiştim bu belgeseli izlediğimde.

Sonra aniden fark ettim ki, izlediğim programda adı geçen tiyatro topluluklarının ve oyunların isimlerini bir bir not etmişim ve ciddi bir liste oluşmuş. Bu listenin detaylarının Hazret-i Google ile elele verip son haline getirdikten sonra kendimi yollara vurmaktan başka yapacak bir şey yoktu. Bu serüven esnasında yolum doğal olarak sahne ve gösteri sanatları alanında performans yapabilmek amacıyla Sami Berat Marçalı ve Eyüp Emre Uçaray tarafından sıfırnoktaiki ve seyircilerinin desteğiyle 15 eylül 2010’dan kurulan “ikincikat“a düştü. İkincikat’ın 10 kasım 2013′te Beyoğlu Aznavur Pasajı’nda kurduğu “sekizincikat”ta ilk izlediğim oyun da Özgür Akarsu tarafından yazılıp yönetilen, Münibe Millet‘in oynadığı tek kişilik oyun “Hayatımın Bilgisi” oldu.

Öncelikle şunu söylemeliyim: Tek kişilik oyunları oldum olası severim. Tüm yük tek kişinin omuzlarına bindiği için mesajını vermek için performansının yüzde yüzünü sunmak zorundadır aktör. Bunun için hem beden dilini çok iyi kullanmalı, hem ilgiyi hiç düşürmeden, inanılmaz bir enerji ile mücadele etmelidir. Tabii ki modern zamanların bilgisayar teknolojileri ve ışıklandırma teknikleri ile desteklenen bu macera çok uzun da olmamalıdır. Zira hem izleyicilerin dikkatlerinin azalması, hem de aktörün performansının düşmesi çok olasıdır tek kişilik bir oyunda.

Bu söylediklerim ışığında Münibe Millet’in enerjisini çok iyi buldum diyebilirim. Hep “anın içide”ydi. Dolayısıyla seyicileri de orada tutmayı bildi bir saat onbeş dakika süren bu gösteride. Beden dilini muhteşem kullandı başından sonuna kadar. Bana kalırsa, almış olduğu dans eğitiminin de bunda etkisi olduğu aşikardı.

Oyun, “beyaz yakalı” bir kadın çalışanın, bir sunum sırasında benliğinin derinliklerine doğru çıktığı yolculuğu anlatıyor (kendi basın açıklamalarında dedikleri şekliyle). “Hayatımın Bilgisi” benim de kafamı meşgul eden yaşam koçluğu, kadim nefes alma teknikleri, soğuk-sıcak yoga, farkındalık gibi sıkıntılı konuları içeren bir sunumla açılıyor ve aniden sunum sırasında amiyane tabiriyle “sıyırıp” kendi yaşamının muhasebesini yapmaya başlayan genç bir kadını sergiliyor bizlere.

asd

Fikri çok beğendim. Malesef bu şehirde yaşayan, düzenli bir işi olan, toplumun yüklediği sorumluluklarla cebelleşen her kişinin -hepimizin- kafasında bu, “Ne yapıyorum ben?” buhranı zaman zaman yaşanıyor. Oyun idealsiz, ideolojisiz, “iki arada bir derede kalmış”, amaçsız bir kuşağa -bizim kuşağımıza- selam çakmayı da ihmal etmiyor.

Beni derinden etkiledi. Hiç sıkılmadan izledim. Gördüğünüz gibi, sonradan üzerinde düşünmeye de sevk etti beni. Dar bir alanda, sıkıtlı bir zamanda, az detayla büyük bir fikri açıklamaya çalışan bu oyunu izlemenizi tavsiye ediyorum.

Başroldeki Münibe Millet’i, bu deli bakışlı, küçük ve yetenekli kadını da izlemeye devam edeceğim. Arkasının çok daha şiddetli geleceğini düşünüyorum.

Yazar Hakkında

Çevremdeki lokantaları gezip gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi ve tüm bu deneyimden ruhumda arta kalan izlenimleri yazıyorum. Beni tüm sosyal medya kanallarında, ama özellikle Instagram'da takip edebiliriniz.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This