Oldum olası “kombine öyküler” kurgulamayı ya da başarılı “best of” dosyaları yazmayı beceremedim. Belki de düz, hatta dümdüz bir şahıs olmamdan kaynaklanıyordu bu durum. Başı, ortası, sonu olan doğrusal hikayeler yazmaya çabaladım hep. Böylesi daha kolaydı büyük olasılıkla. Kolaya kaçtım ben de.

Bugün bir istisna yaparak, daha farklı bir paylaşımda bulunmak istiyorum. Yazıma, Le Meridien Otel’de düzenlenen, davetlisi olduğum “Mutfağın Şifreleri Çözülüyor” adlı organizasyonu anlatarak başlamalıyım. Sonra farklı bir mekanla devam edeceğim. Bu istisnai yazı, bundan sonra geçireceğim değişime işaret eden bir dönüm noktası olarak kabul edilmeli.

Gelelim davete…Altı Mengen’li şefi “iş başında” gördüğümüz bu gecenin girişinde, standart bir kokteyl söz konusuydu. Şarap, kemanla geceye eşlik eden canlı müzik, finger food yerine Mengen menşeili küçük küçük atıştırmalıklar verilmesi çok hoştu. Buradan büyük balo salonuna geçildi. Salon, bir düğün gecesine ev sahipliği yapacakmışçasına süslenmişti. Masalarımıza oturduk ve bekledik. Ardından ekrandan, otelin yeme içme müdürü bizleri “mutfağa” davet etti. Açıkçası masada oturup güzel yemekler yiyeceğimizin hayalini kurduğum için hayal kırıklığına uğradım.

Dönüm noktası buydu. Şeflerimiz Erdem Dırbalı, Savaş Aydemir, Aydın Demir, Tarkan Özdemir, (Yeni boyalı saçlarıyla) Eyüp Kemal Sevinç ve Erol Sarıdoğan’ın mutfakta, bangır bangır çalan müzik eşliğinde bir yandan sırıtıp, öte yandan dans ederek yaptıkları yemekleri seyretmeye başladık.

“Seyretmek” kelimesini lafın gelişi kullanıyorum burada. İnsanların birbirlerini iterek önde yer almaya çalıştıkları, önde alanların maymunu andırır hareketlerle selfie yapmaya çabaladığı, agresif olanların şeflerin elinden yemekleri alıp bir köşede yemeği başardığı bir kaostan bahsediyorum.

IMG_9214

IMG_9221

 

 

 

 

IMG_9240

Bu organizasyonla ilgili olarak “Ay çok güzel bir geceydi canımm” gibi yorumlar yapılacağını biliyorum. Belki de ben salağım, harikulade şeylerden anlamıyorum, kendi çapımda saçmalıyorum, bu işlerden hiç çakmıyorum. İsterseniz bu şekilde kabul edin. Lakin yaşlı kadınların yemek kapabilmek için bana omuz attıkları, arkada çalan elektronik müzik eşliğinde birtakım tiplerin dans ederek şefleri alkışladığı bir ortam benim açımdan eğlenceli değil. Maselef yiyebildiğim kadarıyla yemeklerden de hiç zevk almadım. Zerre kadar hoşuma gitmeyen bir konunun  detaylarını yazarak hiç zaman kaybetmek niyetinde değilim. Ne ben, ne de sizler bunu hak etmiyorsunuz!

Gecenin geri kalanında bu öfkeyle kendimi dışarı atıp Etiler’de aldım soluğu. Bana kalırsa esas haber değeri taşıyan, anlatmam gereken kısmı buydu gecenin. Bana öğrencilik senelerimi anımsatan bir hareketle All Sports Cafe’nin güzel ortamına bırakıverdim kendimi. Daha kapıdan içeri girer girmez moralim düzelmeye başladı. Kendimi iyi hissediyordum, artık güzel bir şeyler yiyebilirdim.

Bir çorba, ama hepsinden önemlisi domates çorbası fanatiği olan bendenizin, üstüne basa basa, büyük bir iddia ile söyleyebileceğim gibi, İstanbul’daki en güzel domates çorbalarından birisi All Sports Cafe’ninkidir. Eğer denemediyseniz, bu gerçek domatesten yapılan çorbanın keyfine mutlaka varmalısınız.

IMG_9252

Ardından bir etli wrap indirdim mideye. Eti, sosu, yanındaki domates, salatalıktan oluşan “yancı”ları, hepsi çok lezzetliydi. Pek çok yerde getirdikleri dürümlerin aksine, burada yapılanlar inanılmaz hafif ve insanı rahatsız etmeyen cinstendir. Şiddetle tavsiye ederim.

IMG_9254

Finali ise, üzerine dondurma ilave ettirdiğim bir havuçlu kek gömerek yaptım sevgili okurlar. Bana kalırsa, tıpkı domates çorbası gibi mekanın önemli spesiyallerinden birisidir bu güzide kek. Kaçırmayın derim.

IMG_9260

Anlatmaya çalıştıklarımdan sizler de şu sonucu çıkarmışsınızdır herhalde sevgili okurlar, gastronomik açıdan bir felaketle başlayan bir geceyi, kendimce yaptığım ufak bir manevrayla güzel bir yemek akşamına dönüştürdüm ve mutlu mesut evimin yolunu tuttum.

Beni anlayamamış olanlar için son bir mesaj: Ben Fatih’te salaş bir köftecide yağlı yağlı köfteleri mideye indirirken ya da beş yıldızlı bir lokantada steak tartarı ekmeğe sürerken mutluluktan uçan bir adamım.

Tek sevmediğim şey saçmalık!

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This