Düpedüz gizli saklı değerleri seviyorsun sen. Kimsenin görmediklerini, duymadıklarını, tatmadıklarını, gözden ırak olup, gönülden de ırak olanları yaşamak istiyorsun. Herkesin bildiğinden çok hazzetmediğini, alemin diline düşmüş, iyiden iyiye meşhur olmuş mekanların tadı olmadığını düşünüyorsun nicedir. Bu, kuşkusuz bir önyargı. Alabildiğine benmerkezci, “onlar bilmesin, ben bileyim”, ilk ben gideyim, ben göreyim, birisi mekandan bahsettiği zaman, “ben oraya çoktan gittim, fena değil” ukalalığı ile gevrek gevrek sırıtayım tavrın ilk gençliğinden beri yakanı bırakmadı zaten sevgili dostum. Buna karşın, başkalarının bilmemesini istiyorsan, ne demeye bu blogda gidip gördüğün her yeri anlatmaya çalışıyorsun; bu da ayrı bir soru işareti. Bir yandan kenar köşede kalmış sıradışı lezzetleri kovalıyor, öte yandan, onları cümle alem, senin vasıtanla bilsin istiyorsun. Popüler yerleri yazma konusunda tereddüt ediyorsun. Onların eskidiğini, yıpratıldığını, fazla konuşulduğunu düşünüyorsun. Bu inanışında haklı olma ihtimalin çok yüksek değil. Elmas düşmekle değerinden kaybetmez çünkü. Ama aşırı ilgi, bu memlekette herkesi yolundan çıkarıyor doğal olarak. Etlerini öve öve bitiremediğin “kasap” Nusret’i, Galatasaray Futbol Klübü yöneticileri ile birlikte locadan maç seyredip sırıtırken gördüğünde, bu manzaradan pek hoşlanmıyorsun. Mekandaki etler de, servis de eski kalitesinde değil bir süredir. Bunun gibi örnekler çok fazla Türkiye’de. Bir gün, elin gittiği vakit okurların senden beklediği, o “olumsuz” eleştiriyi yazacak, böyle bir mekanı anlatacaksın. Balıkçı (Banka mı demeliyim?) Kahraman gibi “celebrity” değilsen yüzüne bakmayan yerlerden birini yazacaksın. Fakat belli ki, henüz bunun zamanı gelmedi. Popülerite ve şımarma kaçınılmaz bir ikili burada. Bu sebepten, bir süredir “onların” el sürmediği, fazla bilmediği, hakkında konuşmadığı, gidip de “ünlü” avına çıkmadığı yerleri gezmek ve buraları doya doya yazmak istiyorsun.

İşte Mai Ling de böyle bir yer…Onu bilmiyorsan, önünden geçerken göremezsin. Birisi söylemediyse, adını duymadıysan yolun düşmez. Birisi sana tavsiye etmediyse, asla yolunu bulamaz, güzelim yemeklerinden tadamazsın. Ve bu çok güzel.

Aslında oldum olası karşısındır senkronik ikram tarzına. Yani yemeklerin aynı anda getirildiği Çin üslubu sana pek yakın durmaz. Sen daha çok batılı tarzın dayattığı diyakronik ikram metodunu benimsemiş, “doğru yol”un bu olduğuna inandırmışsındır kendini. Yemekler belirli bir sıra takip etmeli, arasında soluklanma vakti olmalı, muhabbetle taçlandırılmalı, tezat lezzetler insanın ağzında birbirine karışmamalıdır. Senin endogamik düsturun budur. Çin mantığı ise bunun tersini emreder. Yemek bir ibadettir, paylaşmadır, mutluluktur, birlikteliktir Çin mutfağına göre tüm ısmarlananlar aynı anda masada yerini alır, birlikte yenir ve ağızda hoş bir beraberlik oluşturur. Buna alışman, yemeğe Çinliler gibi saygı duyman ve her öğünü bir kutlama gibi eda etmen gerektiğini düşünürsün Mai Ling’e her gidişinde.

Mai Ling Feneryolu coğrafyasında saklı bir Çin lokantasıdır. Zaten Feneryolu’nun kendisi saklı bir mecradır kimilerine göre. Neresi kalamış, neresi Kızıltoprak, neresi Feneryolu zaman zaman tartışma konusu olur, sınırlar birbirine karışır. Hele “karşının” çocuğuysa insan, bu söylenen semt isimleri onun için hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Ama bilenler bilir, Feneryolu Sabit Pazarı denen bir pazaryeri vardır Bağdat Caddesi üzerinde. Burayı bulduktan sonra, Kadıköy istikametine doğru 250 metre gidip, sağ kolda, yetmişlerden kalma, iki katlı bir dükkanlar kompleksinin ikinci katında, görüverir insan Mai Ling’i. Ama dikkatli bakmalıdır etrafına. “Ben buradayım!” diye çığlık çığlığa bağıran Hint Kerhanesi kılıklı Çin lokantalarından değildir burası. Sessiz, sakin, mütevazi ve kendi halindedir.

Park yeri sorun olabilir. Her koyunun kendi bacağından asıldığı bir dünya vardır orada. Bir sokak bulup arabanı park eder, her defasında iki adım yürüyerek gidersin sen bu mekana. Ya da bazen, tam önünde, -iki arabalık yeri vardır, daracık-, oraya koyuverirsin arabanı. Sonra birkaç basamak yukarı çıktığında, kendini Mai Ling’in kapalı balkonunda bulursun. Balkonda beş-altı masa vardır. Hemen hepsi Bağdat Caddesi’ne bakar. Burada oturup, -özellikle yağmurlu günlerde tuhaf bir hüzünle- gelen geçen arabaları izlemek ayrı bir uğraştır. Bağdat Caddesi üzerinde oturanlar bunu çok iyi bilir ve anlattığın araba seyretme meselesini hafif gülümseyerek anlarlar. Seni de teyzenin evinde geçirdiğin çocukluk günlerine götürür bu arabaları izlemek. Hangi markadan kaç tane (Murat 131, Renault 12, Anadol, Chevrolet) olduğunu sabırla sayarak, iğneyle kuyu kazarmışçasına kayıt altına aldığın tuhaf çocukluk günlerine.

Mai Ling’in sahibi İsa, görüntü olarak Çin’li olmakla birlikte aynen senin gibi Türkçe konuşan bir zattır. İstanbul’da ilk Çin lokantası, Talimhane’de, Lamartin caddesinde, sekiz çocuğu ile birlikte Çin’deki rejimden kaçan Wang Zhensan tarafından 1957 yılında kurulmuş ve 2002 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. Mai Ling’in sahibi İsa da, işte bu meşhur Wang Zhensan’ın oğludur ve lokantaya kızının ismini vermiştir.

Burada her yemek yediğinde için açılır, mutluluktan tuhaf bir gülümseme oturup yerleşir yüzünün tam orta yerine. Bazı insanların aksine, böyle dolu dolu yemek sana ağırlık değil, tarifsiz mutluluk verir. Mutluluk da hafiflik sağlar. Hafiflik de keyifle neticelenir. Keyif de bir yaşama amacıdır, senin bayıldığın, yaşam mottosu haline geitirip tutkuyla benimsediğin hedonist hayat felsefesine göre.

photo (21)

photo (20)

photo (22)

photo (23)

photo (19)

Pek çok ziyaretinde acılı ekişili çorba söylersin buradan adımını attığın anda, ama bilinen klasiklerden tavuklu mısırlı çorba da pek önemli bir seçenektir gedikliler için. Tavuklu mısırlı çorba, Sushico’da yediklerin gibi donmuş mısırdan yapılmadığı için ağızda kıtır kıtır bir tat bırakmaz, süt gibi, lokum gibi bir mutluluk kaynağı arz eder.

Ardından bir çin böreğinin seni şımartmasına, ağızda dağılan o sebze yumağının, adeta bahar havaları estirmesine izin verirsin. Her defasında, o güzelim böreği, bir cerrah edasıyla ortadan yarar (ama ikiye ayırmadan), o yarıktan içeri biraz soya sosu akıtır, hınzırca gülümsersin. Operasyon başarıyla atlatılmış, sıra böreği afiyetle mideye indirmeye gelmiştir.Bu konuda senin üstüne adama yoktur koca alemde.

Sonra senkronik bir tavırla gelecek olan bademli tavuk, tatlı ekşi soslu tavuk, sezchuan usülü dana ve sebzeli pilav sipariş edersin. Alttan ısıtmalı sunaklarında gelen bu afetleri seyretmek başlı başına bir iştir; bunu bilir, bir süre sessiz sakin, saygı sınırları içinde, sabırla beklersin. Tatlı ekşi soslu tavuk bir bayramdır senin için. Ağızda dağılan bu şöleni tarif etmekte zorlanırsın her defasında, ama şöyle bir şey olmalı : “Bir an gözünüzü kapatın ve hem tatlı, hem de ekşi ama aslında iki de olmayan, ama aslında ikisinin ağzınızda beraber dans ettiği, kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir lezzet düşleyin, sonra bunu tavuk mu, et mi, balık mı, ayırt edemediğiniz bir şeyin üzerine boca edin. Ardından ağzınızda çiğneyin.” Bademli tavuk da pırıltılı bir edayla arz-ı endam eyler masanın orta yerinde. Bademlerin tazeliğine mi, tavuğun yumuşak uyumuna mı, mantarların damakta patlayan kuvvetine mi dikkat edeceğini şaşırırsın. Sezchuan usülü dana ise kırmızı biber ve yeşilliklerle taçlanmış olarak önünde durmaktadır. Yemeyip yanında yatabileceğin bir varlıktır kendisi. Az acılıdır, kararında bir şişme yapar insanın dilinde ve damağında. Bu kadar tatlı, ekşi tondan sonra birazcık acının ağızda dans etmesi farzdır senin için.

Sebzeli pilav bu dansa büyük bir iyi niyet ve dostlukla eşlik eder. Sevgi doludur. Yenilesi bir mahluktur masaya getirildiği andan beri. Soya sosunu büyük bir içtenlikle kabul eder bağrına. Sen de bu ikiliyi eski ve sadık dostlar gibi mideye indirirsin.

Yemeğin son ağır topu ballı muzdur. Söylenecek söz kalmamıştır bu tatlı masaya indiği zaman. İnsanın ağzında adeta infilak eden bu bombaları ağır ağır, arsız bir hedonizmle, adeta geviş getirir tempoda yemek lazım gelmektedir. Hazzı uzatmanın yolu budur.

Ve yemek, yasemin çayının midevi dokunuşlarıyla biter.

Mai Ling insanın aklında tatlı bir huzur gibi kalır. Bunca yemeğe rağmen sofradan tüy gibi hafif kalkıp evine gider, ayaklarını uzatır, bir daha ne zaman gideceğinin hülyalarına dalarsın.

Mai Ling böyle bir şeydir işte…

Bagdat Cad. No:97/6-7
Feneryolu (Bağdat), Istanbul, Kadikoy 34724
+90 216 414 4036

Yazar Hakkında

Çevremdeki lokantaları gezip gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi ve tüm bu deneyimden ruhumda arta kalan izlenimleri yazıyorum. Beni tüm sosyal medya kanallarında, ama özellikle Instagram'da takip edebiliriniz.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This