Eski adı “Hasır” olan bu mekana bir hafta arası, Facebook’ta atıp tutan derin meyhane tayfasının şiddetli tavsiyelerine dayaranarak gittim. İstanbul meyhane çetelerinin Yedikule’deki Safa, Kurtuluş’taki Despina, Bostancı’daki Hatay gibi olmazsa olmazlarından birisi olan mekan yoğun bir “reenkarnatif nostalji” hissi yarattı bende. Daha önce gitmediğime hayret ettim, kendime öfkelendim, bir yandan da yanıbaşında hazine bulup sevinen insanlar gibi çocukça mutlu oldum.
Bu yazıyı kaleme alırken uydurduğum “reenkarnatif nostalji” kavramını açmam gerekir diye düşünüyorum. Nostalji zaten herkesin yıllardır diline doladığı, her fırsatta, olur olmaz kullandığı bir kelime. Geçmişe duyulan özlem ya da buna benzeyen bir anlamı var diye düşünebilirsiniz basitçe. Bazen, salaş bir mekana gittiğinizde, Proustvari bir “an” yaşayabilirsiniz. Mekanın yıllanmış atmosferinde gördüğünüz bir obje, duyduğunuz bir ses, kokladığınız bir koku sizi eskiye götürür, senelerce önce yaşadığınız bir an gözünüzde canlanıverir. Bu sizde, zaman zaman nostalji hissi yaratabilecek bir yaşantıdır. “Keşke o günlere geri dönsem,” dersiniz içinizden. Genç olmayı istemekle karışık bir hasret içinizi kaplar, kalbinize bir miktar hüzün çöker.
Asır Restaurant öyle bir yer ki, içine girdiğinizde, sanki zaman tünelinden geçip elli yıl öncesinde buluyorsunuz kendinizi. Bu çok hoş, insanı çepeçevre saran, kucaklayan bir duygu. Yine kendi kendinize, “O yıllarda olsaydım keşke” diyorsunuz. Fakat bendenizin yaşı tutmadığı ve elli yıl öncesini yaşamamış olduğum için, böyle bir nostalji duygusunu ancak ve ancak bir önceki hayatıma yönelik hissettiğim sonucuna vardım. Büyük olasılıkla bir önceki hayatımda ben de buna benzer meyhanelerde takılıyordum ve şimdi, kendimi Asır Restaurant’ta bulduğum zaman, bir zamanlar sürekli içtiğim yerleri anımsama duygusu beni sarıverdi. İşte yukarıda sayıkladığım “reenkarnatif nostalji” böyle bir şey sanırım.
Dostlarla birlikte çok keyifli bir çilingir sofrasının başında geçirdiğim gecenin detaylarını maddeler halinde hiç vakit kaybetmeden sizlerle paylaşmak istiyorum:
***Asır’ın içine girer girmez kulağınızı okşayan Türk Sanat Müziği birden sizi yavaşlatıveriyor, adınlarınıza dikkat ediyorsunuz. Önce Zeki Müren’den sonra Müzeyyen Senar’dan, ardından Zekayi Tunca’dan birer tokat yiyerek mekana saygı göstermeye başlıyorsunuz.
***Garsonlar babacan, tipik eski dönem meyhane üstadları. Sizi karşıladıktan sonra, neler yiyeceğinizi gözünüzden okuyorlar.
***Duvarlar boydan boya hasır kaplı. Mekanın eskiden Hasır ismini taşıması ile bu durum arasında bağlatı kurmak için Einstein olmaya gerek yok.
***Mezeleri seçmek için içeri buyur ediyorlar sizi. Aradığınız her şey mevcut. Ben her gittiğim meyhanede yaptığım gibi patlıcan salatası söyledim. İyi meyhane patlıcan salatasından anlaşılır felsefesi ile mekanları birbiri ile karşılaştırıyorum yıllardır. Asır bu konuda sınıfı geçti. Salatanın içinde közlenmiş patlıcanın mis gibi konusunu duyduğum anda anladım bunu.
***Buraya gelenlere somon pastırması yemelerini şiddetle tavsiye ederim. Masada birlikte oturduğumuz dostlarım çatal ucuyla tadına baksa da, ben silip süpürdüm, yerken kendimden geçtim. Gerçek bir pastırma yiyormuşunuz hissini veren ama somonun da tadını muhafaza eden mükemmel bir lezzet damağımı kapladı.
***Güveçte gelen kokoreç de ilginç bir tada sahipti. Tıpkı peynir sufle gibi, ara sıcak babında yenebilecek bir yemek. İkisi de ağır değil, ikisi de rakıyla mükemmel bir uyum içinde dans ediyorlar.
***Hem Arnavut, hem de yaprak ciğer söyledik. Ben size yaprak yemenizi öneririm. Hiçbir yaprak ciğer bir zamanlar Çukur Meyhane’de kendimden geçerek yediğim ciğerin lezzetine ulamayacak olsa da, burada yediğimin tadı da güzel.
***Pilaki, topik, zeytinyağlı kereviz de yedik. Bence çok da çarpıcı bir özellikleri yoktu. Söylediklerimi dinleyin, bunların dışında bir şey deneyin, derim.
***Asır Tarlabaşı Bulvarı’nın üzerinde diyebileceğimiz bir konumda, Emniyet Müdürlüğü’nün tam yanına konuşlanmış, girişini bulmakta zorlanacağınız bir meyhane. Travestilerin, karanlık adamların cirit attığı bir sokağın girişinde.
***Mekanın sahibi ve garsonları sıcak ve insan canlısı kişiler. Serviste kusur etmiyorlar. Mekan 1945 yılında Niko Taş tarafından Hasır ismiyle kurulmuş. Bugün oğlu Hakkı Taş tarafından işletiliyor.
***Hasırla kaplı duvarlara asılmış, mekanı zamanında ziyaret etmiş ünlülerin fotoğrafları normalde beni rahatsız eden dekorasyon objeleri olmalarına karşın (bkz. Turgut’un Yeri – Beşiktaş Balıkpazarı), burada çok gözümü yormadılar. Aksine hoşuma bile gitti.
***Duvarda asılı kocaman “Sigara İçilmez” tabelasının önünde tüm masamızın fosur fosur sigara içmesi, yani buna izin veriliyor olması Asır için eksi bir puandı.
Sözün özü, Asır Restaurant’tan memnun kaldım, havasını, müziğini, servisi, yemeklerini sevdim, iyi vakit geçirdim.
Gittiğim en iyi meyhane miydi? Hayır. Ama kendimi çok iyi hissettiğim keyifli bir lokantaydı ve hayatınızda en az bir kere gidebileceğiniz bir yer olarak tavsiye ediyorum.
Asır Restaurant
Kalyoncu Kulluğu Caddesi
No: 94 Beyoğlu İstanbul
0 212 256 34 98
http://www.asirrestaurant.com/

Yazar Hakkında

Alp Artam

Çevremdeki lokantaları gezip gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi ve tüm bu deneyimden ruhumda arta kalan izlenimleri yazıyorum. Beni tüm sosyal medya kanallarında, ama özellikle Instagram'da takip edebiliriniz.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This