İnsan bazen uzaklara kaçmak ister. Bu his herkesin içine zaman zaman yerleşmiştir, eminim. Her büyük şehir insanı bunaldığı anlarda uzak bir yerlere gidip kafayı dinlemenin düşünü kurar. Bu bazen deniz kıyısında Robensonvari bir sakinlik, bazen de orman içinde sincapları seyredip oturmak gibi bir hayaldir. Biraz “çekip gideceğim buralardan” edebiyatı koksa da, hepimiz, zaman zaman asla gerçekleştiremeyeceğimiz bu planlardan söz açar, çevremizdeki kişilere, emekli olduğumuzda taşınacağımız o “sahil kasabası”ndan bahsederiz. Çünkü kent hayatı, bitmek bilmeyen koşuşturması, insanı her daim bunaltan rekabetçiliği, yapılması ve edilmesi gereken angaryaları ve insanın sırtına biniveren sorumluluklarıyla bizi depresyona sürükler. Bununla savaşmanın muhtelif yolları vardır. Bazı zevat kendini playstation oynamaya verir, kimisi alkolle sıkıntılarını bastırır, çoğu insan sporla ya da değişik hobilerle yaşadığı kentin saçmalıklarını, trafiğini, bağırış çağırışını, korkunç para kazanma baskını unutmaya çabalar. Bana kalırsa, bütün bunlar içinde en geçerli yollardan birisi, kişinin, yaşadığı şehrin yakınlarında bulunan ve doğası gelişmiş yerlere kaçarak, en azından kısa süreler için kendini yenilemesi ve yeşille başbaşa kalabilmesidir. Bu yöntem, az da olsa bir rahatlama sağlayacak, tabir doğruysa, insanın “kafasını bir süreliğine sıfırlayacak”tır.

Bu yazının konusu da, işte ziyaret eden herkeste bu rahatlamayı ve huzuru sağlayacak bir mekan olan İstanbuldere Alabalık Evi sevgili okurlar. Sapanca’da yer alan mekana ulaşım hayli kolay. Arabayla gidiyorsanız TEM’deki Sapanca çıkışından girmeniz ve çıkıştan hemen sonra karşınıza çıkan ve mekana işaret eden tabelaları takip etmeniz yeterli. 4-5 kilometrelik bir tırmanıştan sonra İstanbuldere’yi karşınızda bulacaksınız.

photo11

photo6

İçinde küçük bir şelale, sürekli her yandan akan su, çok geniş bir alana yayılmış devasa ağaçların arasına yerleştirilmiş piknik masaları, binbir türlü çiçek ve yeşilin cirit attığı bu mekana ilk girdiğinizde başınıza ne geldiğini hemen anlamayıp biraz afallayacaksınız, garanti ediyorum. Sonra, yavaş yavaş gözleriniz etrafta olup bitene alıştığında, adeta cenneti andıran bir yere geldiğinizi görüp büyük bir sarhoşluk yaşayacaksınız. Unutmayın, fazla yeşil ve oksijen, kent insanını sarhoş eder. Kendinizi toplamanız biraz vakit alacaktır.

Çok geniş bir alan yayılmış olan işletmede servis vermek hayli güç. Buna karşın dört bir yanda koşturan garsonlar bir dediğinizi iki etmiyorlar. Hizmet kalitesinin yüksek olduğunu ve siparişlerinizin zamanında geldiğini vurgulamam gerekiyor. Mekana gittiğinizde ne demek istediğimi, burada istekleri karşılamanın ne kadar zor olduğunu gayet iyi anlayacaksınız sevgili dostlar.

Toplumun birçok farklı kesiminden gelen insanlardan oluşan renkli bir müşteri portföyü var İstanbuldere Alabalık Evi’nin. Ortak paydaları doğa ve yeşil olan bu renkli topluluğu bir arada görmek, bana ayrıca büyük bir keyif verdi diyebilirim rahatlıkla.

Masaya, siz istemeseniz de, yemek öncesi dilimlenmiş köy ekmeği eşliğinde bal kaymak getiriyorlar. Benden söylemesi, iştahınızı kapatıp mideyi doldurmamak için ölçülü tüketin. İnsan kendini kaptırıp yumuluveriyor hemen.

photo10

photo9

photo7

Çoktan seçmeli bir meze tabağı gelecek önünüze bundan sonra. Ağzınızın suyu akacak resmen. Patlıcan salatası, acılı ezme, haydari, yoğurtlu semizotu, kabak dolması, ciğer gibi pek çok rakı mezesi ile önünüzde arzı endam eyleyen bu tepsiden birkaç güzellik seçip tadına bakabilirsiniz. Bendeniz kendime engel olamayarak arnavut ciğeri yedim ve tadı hiç de fena değildi. Ayrıca bir de kocaman mevsim salatası sipariş edin mutlaka. Püfür püfür esen rüzgarın eşliğinde ve ağaçların altında çok iyi gidiyor bu salata, benden söylemesi. Ve tabii ki, tıpkı benim yaptığım gibi, buz gibi bir bira açıtırın. Hayatınızda içtiğiniz hiçbir bira, -bana güvenin-, bu kadar iyi, rahatlatıcı ve soğuk gelmeyecek. Mutlu olacaksınız.

Ardından sıra sıcaklara gelecek sevgili dostlar. Ben güveç dolu bir gün geçirdim lokantada. Size de önerim aynen budur. Güveçte kaşar peynirli mantar, tereyağında karides ve ana yemek olarak da domates soslu alabalık yedim. İnanın bana, alabalık gibi hiç sevmediğim ve bence pek de lezzeti olmayan bir balık bile ağzımda eşşiz tatlar yarattı. Bana sorarsanız, yukarıda saydığım üçlü, soğuk bira eşliğinde mükemmel gidiyor. Siz de bunu deneyin derim.

Sonuçta, İstanbul’un bu kadar yakınında ve İstanbul’dan bu kadar farklı bir ortamda bulunmak bana çok büyük bir keyif verdi.Sinirimi bozan pek çok şeyi unuttum tamamen. Sizlere de önerim, İstanbuldere’yi acilen ziyaret edip, gündelik hayatın rahatsızlıklarını en azından kısa bir süre için unutmanız.

Erdemli köyü, Sapanca/SAKARYA
Telefon: 02645826739
www.istanbulderealabalikevi.com.tr

Yazar Hakkında

Çevremdeki lokantaları gezip gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi ve tüm bu deneyimden ruhumda arta kalan izlenimleri yazıyorum. Beni tüm sosyal medya kanallarında, ama özellikle Instagram'da takip edebiliriniz.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This