Pizano Pizzeria

0

Benim için bir lokanta yazısının sadece “yemek” meselesini içermediğini birkaç defa anlatmaya çalıştım sevgili okurlar. Bir mekanın ruhunu yaratan tüm ayrıntıların, dekorasyonun, müziğin, lokasyonun ve tabii ki -merkezde- yemeklerin, değerlendirme yaparken beni etkilediğini ve bu etkilerin, neticede bir bütünü oluşturduğunu düşünüyorum. Mesela geçen gün, bir Mekanist etkinliğinde tanıştığım Pizano Pizzeria‘nın atmosferi gibi.

Bu lokanta, “küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk” kategorisinde karşıma çıktı desem yeridir. Ortaköy’ün pek nadiren ayak bastığım bir sokağına yerleşmiş, şirin mi şirin, belki 20-25 kişiyi aynı anda ağırlama kapasitesine sahip bir lokanta burası. Dikkatinizi çekerim, tüm İtalyan yemeklerini veren bir “trattoria” değil bu mekan; iddiası en nefis pizzaları üretmek olan bir “pizzeria”.

Gerçekten küçücük bir dükkanda buluyorsunuz içeri adımınızı attığınızda. Adeta taş fırın ile burun buruna geliyor, içinde pişen enfes pizzaların sadık bir dost gibi sizi sarmalayan kokularıyla haşır neşir oluyorsunuz.

Bir İtalyan lokantasının, bana kalırsa “olmazsa olmazı”  kırmızı beyaz damalı masa örtüleri, zaten masaya oturur oturmaz her şeyin “nizami”  olduğu konusunda  sizi bilgilendiriryor. Bu ufacık lokantanın masa örtüleri ve enfes kokusu ile beni kendine hemen aşık ettiğini söylesem yeridir. Ama ulaştığım yaş ve deneyim, ilk görüşte aşkın aldatıcılığını bilmemi ve temkinli davranmamı sağlıyor her zamanki gibi.

Bir de yemeklere bakalım. Öncelikle otuzun üzerinde pizzayı üreten bu güzide lokantada girişte dana carpaccio, bitişte de tramisu ve çikolatalı bisküvi tatlısı verdiklerini, bunun haricinde de başka bir “pizza dışı” çalışmaları olmadığını vurgulayalım.

Carpaccio, “nizami” evet, ama yıldız olmaya namzet değil. Tüm değerlendirmelerin “izafiyet teorisine” göre yapıldığını unutmayınız. Yani bu carpaccio’yu tek başına hayli lezzetli bir yemek olarak ele alabilecekken, ister istemez kafamda daha önce yediklerimle bir karşılaştırmaya gidiyor ve “carpaccio ligi”nde orta sıralara oynayabileceğini düşünüyorum. Ama yanında içtiğim ve kavanozda servis edilen limonata 10 numara. Doğası gereği tuzlu bir yemek olan pizzanın yanında denge unsuru namına servis edilecek böyle bir limonata ideal bir ahenk kuracaktır bence. Bir de getirdikleri “Focaccia” muhteşem.  Bence mekanın imzası olması gereken bir çalışma bu ekmek. Özellikle inceliğine ve içinde varolduğunu hissettiğim “kararında” sarmısağa bayıldım.

IMG_7629IMG_7589

 

 

 

Pizzalardan “Fagotto” bir alem. İçinde dana jambon, sote ıspanak, mozarella, domates sos, sarmısaklı zeytinyağı sosu mevcut. “İçinde” diyorum, çünkü bu kapalı bir pizza. Üzerine serpilmiş ve odun ateşinde kavrulmuş parmesan peyniri de enfes bir tat katmış kendisine. Sote ıspanak da hayli lezzetli. Benim gibi “Ne işi var ıspanağın pizzada?” tarzı yaklaşan bir insana bile kendini sevdirdi açık konuşmak gerekirse.

Başka ne mi yedim? Solo Prosciutto: Domates sosu, mozarella, prosciutto cotto, prosciutto parma, pepperoni, mantar, karamelize soğan… Bir “gavur” eti bombardımanı. Bana kalırsa Miss Pizza’da yediklerimden bir tık daha lezzetli. Meraklısını rahatlıkla memnun edebilecek bir tada sahip.

Pizza della Resistenza: Domates sosu, mozarella, dana bonfile, karamelize soğan, kekik…. Tatlımsı karamelize soğan ile kekik bir araya gelince, tatların savaşından, önemli bir uyum ortaya çıkmış.

Solo Carne: Domates sosu, mozarella, dana bonfile, sucuk, dana jambon, jalapeno biberi… İşte bu tam etobur erkek çocuklarına uygun bir oyuncak. Keyifle yedim. Etobur duygularımın tatmin olması meselesinde, “gavur” eti olanların mı, yoksa bu pizzanın mı baskın çıktığını tespit edemedim. Tatlı bir açmaza gömüldüm.

Pizza al pollo Bianco: Krem peynir, mozarella, tavuk parçaları, mantar, ıspanak, közlenmiş kırmızı biber, yeşil biber. Domates sosu bulunmayan “beyaz” bir pizza. Benim asla ilk seçimim olmayacak bir çalışma. Sevenlerini mutlu etsin.

IMG_7730IMG_7636

 

 

Mediterraneo: Domates sosu, mozarella, çeri domates, yeşil biber, beyaz peynir, siyah zeytin, kekik, fesleğen. Beyaz peynir, domates, kekik bir araya gelince muhteşem oluyor bana kalırsa. Hoş bir lezzeti var.

Pizza Pesto: Pesto sos, mozarella, közlenmiş kırmızı biber, kabak, toz parmesan, çeri domates, roka. Yediklerim içinde biraz gerilere koyabilirim.

Primavera: Domates sosu, fesleğen, çeri domates, közlenmiş patlıcan, kekik, sarmısaklı zeytinyağ sosu. En temel özelliği peynirsiz olması. Hafif ve zarif.

Pizza Piano: Domates sosu, mozarella, dana bonfile, mantar, közlenmiş kırmızı biber, kekik. Bu kadar güzel etli pizzalar varken bu iz bırakmadı bende.

Eveeeet, gelelim zurnanın “zırt” dediği yere… Mekanın Pizza Koko ismini verdiği, içinde domates sosu, mozarella, kokoreç, kekik ve kırmızı pul biber olan başyapıt için kısa ve öz bir yorumda bulunmakta fayda var:

“Bu resmen bir icat olmuş sevgili dostlar!!”

Bu pizzadan yememek bir kayıptır. Bir eksikliktir. Bu doğu-batı sentezi mendeburun tadına bakmamak büyük bir üzüntü kaynağıdır. Benden söylemesi.

IMG_7763

Son sözüm de tramisu olsun bu güzel pizzacıda. Hayatımda yediğim en güzel tramisuyu Venedik’te tavsiye üzerine gittiğim bir lokantada mideye indirmiştim. Pizano Pizzeria’nın tramisu’sunu ikinci sıraya rahatlıkla koyabilirim. İkisi arasındaki en temel fark, bu yediğimde ya çok az alkol vardı, ya da hiç yoktu. Tam anlayamadım.

Neticede Pizano Pizzeria uzun zamandır hayalini kurduğum o küçük ve büyülü pizzacı galiba. Denemediyseniz mutlaka gidin…

IMG_7595 IMG_7769

Share.

About Author

Çevremdeki lokantaları gezip gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi ve tüm bu deneyimden ruhumda arta kalan izlenimleri yazıyorum. Beni tüm sosyal medya kanallarında, ama özellikle Instagram'da takip edebiliriniz.

Leave A Reply