İnsan doğma büyüme Fenerbahçe‘li olunca, Marina’nın, kotra limanının, bu coğrafyada açılıp kapanan mekanların tarihçelerini de az buçuk biliyor; geçmişe dair anılar, mekanlar ve kişiler sohbetlerde aniden canlanıyor. Geçen hafta uzun zamandır tanıyıp bildiğimiz Murphy’s Dance Bar‘daydım. Yıllar içinde, az da olsa ziyaret ettiğim bu mekanın sahibi Mörfi Menahem ile tanışma ve sohbet etme fırsatım oldu.

Yanlış anlamayın, dans etmek ya da müzik dinlemek için değil, mekanın içinde hizmet veren Mezze&Bar‘ın yemeklerini tatmak için orada bulunuyordum. Geçen sene Coop‘ta Punk Rock çalar ve pogo yaparken aşil tendonumu kopardığımdan beri dans pistlerinden ve halı sahadan uzak duruyorum.

Öncelikle şunu belirteyim, Mörfi Bey ile yaptığımız sohbetten büyük keyif aldım. Kendisi hem İstanbul gece hayatının ayaklı tarih kitabı gibiydi, hem de gençlere taş çıkartır bir enejiye sahipti. Ortak tanıdıklar ve cemiyet hayatı da devreye girinip sohbet koyulaştıkça kendisini tanımaktan büyük mutluluk duydum. Mörfi Bey, mekanının içinde açtığı bu bölümü meyhaneden ziyade “demhane” olarak nitelendiriyor. Bunu da baştan vurgulamak lazım. Benim kategori yaklaşımım içinde böyle bir bölüm olmadığından, ben meyhaneler başlığı altında inceleyeceğim.

Bu yazıyı daha öncekilerden farklı bir izlek ile ortaya koymamda fayda var diye düşündüğüm için, önce yemekleri, sonra mekanın atmosferini anlatacağım. Yemeklere asma yaprağında sunulan peynir çeşitleri, dolma ve topik ile başladık. Bu sunulan tabakta dikkatimi çeken topik’in inanılmaz bir lezzeti olduğuydu. Tanıyanlar bilir, topikperver bir zat olmamam meşhurdur; tarçın, tahin ve nohutun birlikteliğinden çok hazzetmem açıkçası. Lakin burada yediğim, yaşamım boyunca karşılaştıklarım arasında en güzeliydi. Kesinlikle de tatlı-ekşi-tuzlu dengesi yerinde bir karışımdı.

IMG_6565

Ardından lakerda, mozerallalı midye, avokadolu somon ve tarama geldi masaya. Midyeyi çok sevdim; bana kalırsa ülkemizde yükselişte olan fine-dining füzyon lokantalarının menülerinde karşılaştığımız yemekleri andırıyordu. Tarama ise, sevdiğim türden “old school”, tuzu hissedilen, kolesterolü o anda yükseletecek türden bir çalışmaydı. En güzel yanı haşlanmış yumurta beyazının içinde sunuluyor olmasıydı. Ergonomi açısında şöyle belirteyim: insan iki parmağıyla tutup ağzına atıveriyordu bu taramalı yumurtayı. Çok hoşuma gitti.

IMG_6603

IMG_6597

IMG_6595

Şeftali kebabı,hamsili pilav, börek de yediğimizi anımsıyorum. Hepsi standardı tutturmuş, güzel ara sıcaklardı. Hasret kaldığım hamsili pilavın sunumu çok zarif, tadı da yerindeydi.

IMG_6617

IMG_6620

Balık çorbası ve levrek buğulama da masamızı süsledi. Yakın zamanda Sofram Balık’ta bu çorbadan içtiğimden ötürü, bir miktar benim nezdimde gölgede kaldığını söyleyebilirim.

IMG_6641

Arada yediğimiz limon sorbet de, damağımızın pasını alması açısından hoş ve “old school” bir ikramdı. Geçen ay Vino Steakhouse’da yediğimiz sanki biraz daha iyiydi. Bunun sebebi daha iyi donmuş olmasından kaynaklanıyor olabilir.

Tatlı faslında ise “Tez pişti” isimli Musevi tatlısını indirdim mideye. Hamursuz’da yapılan, içinde irmik, portakal, ceviz ve unun halvet olduğu, bana kalırsa hayli lezzetli ve hafif bir tatlıydı.

IMG_6654

Mekanın yemek portföyü hayli geniş. Mörfi Bey 170 çeşit mezeden bahsediyor menü sözkonusu olunca. Mevsime ve güne göre değişeceğini özellikle vurguluyor. Bu sebepten, ilerde değişken menüleri daha rahat kontrol edebilmek adına, basılı listeler yerine “ipad” dağıtarak sipariş alacakmış.

Atmosfere gelince… Sevgili okurlar, ben “iki arada bir derede kalmışlık” fikrini sevmiyorum. Bir mekanın dans kulübü olma ve bar özelliklerini koruyup, aynı anda da iyi bir lokanta olarak anılması hiç kolay değil bana kalırsa. Yine anladığım kadarıyla Mörfi Bey’in yapmak istediği tam olarak bu. İki konsepti bir arada yürütmek zor gözüküyor, ama başarılı olmasını yürekten diliyorum.

Öte yandan, senelerdir Marina’nın yükünü çeken mekanlardan birisi olan bu işletmenin, dekorasyon anlamında çok ciddi hamleler yapması ve -bir adım ileri giderek daha açık konuşmalıyım- görüntüsünü baştan aşağı yenilemesi lazım bana kalırsa. Atmosferin bu tazeliği kazanması elzem görünüyor.

Bakalım gelecek neler getirecek?

Kalamış Setur Marina B İskelesi Ucu
(0216) 349 73 63

Yazar Hakkında

Çevremdeki lokantaları gezip gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi ve tüm bu deneyimden ruhumda arta kalan izlenimleri yazıyorum. Beni tüm sosyal medya kanallarında, ama özellikle Instagram'da takip edebiliriniz.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This