Yemek konusu haricinde fazla yazı yazmıyorum. Lakin yeri geldiğinde beni etkileyen, hoşuma giden bazı farklı mevzularla ilgili yorumlarım olabiliyor. “The Secret Life of Walter Mitty”  (Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı) isimli film de, büyük ihtimalle sinemalarda önemli bir gişe başarısı elde edememiş, ama benim ciddi anlamda hoşuma gitmiş bir film. Bu sebepten görüşlerimi paylaşmak istedim.

BEN STILLER KİMDİR?

Sözkonusu sinema olduğunda, aktörlerin de filmler kadar önem taşıdığını düşündüğümden, filmi anlatmadan önce başroldeki Ben Stiller ile ilgili iki kelime etmemin yerinde olacağına inanıyorum.

ben-stiller_416x416

Stiller, ünlü komedyen Jerry Stiller‘in oğlu olarak 1965 senesinde dünyaya geldi. (Asıl adı Benjamin Edward Stiller) 6 yaşında setlerle tanışan ve aile geleneğini devam ettirerek bu işin eğitimini alan aktör, hem oynayıp hem de yönettiği Reality Bites filmiyle üne kavuştu. Senaryosunu yazdığı, yönettiği, başrolünü oynadığı 50 kadar film bulunan başarılı aktörün, Türk sinema seyircisi tarafından da takip edilen Zoolander, There’s Something About Mary (Ah Mary Vah Mary), Meet the Parents (Zor Baba), Night at the Museum (Müzede bir Gece Üçlemesi ) gibi çalışmaları büyük beğeni toplamıştır.

Komedi alanında önemli bir kariyeri olan aktörün tarzını kendi kelimelerimle anlatmam gerekirse, hemen her filminde tekrarladığı ve bana kalırsa eşi benzeri olmayan “ezilen komedisi” türünün en başarılı temsilcisidir. Canlandırdığı karakterler (bunlara asla “kahraman” diyemeyiz) normal, sıradan insanlardır ve çoğu kez, başkalarının aşırı davranışları, toplumun saldırganlığı, aşırı rekabet duygusu karşısında hem hayrete düşerler, hem de ezilirler. Stiller There’s Something About Mary’de pek çok şeyi yüzüne gözüne bulaştıran sakar bir adamı oynar, Meet the Parents’de Kafkaesk kayınpeder figürü Robert DeNiro karşısında ezilmektedir, Zoolander’de (evet sıradışı bir karakterdir ama) babası ve toplumun büyük çoğunluğu tarafından dışlanmış ve dalga geçilen bir adamdır. Stiller’in filmlerinde izlek genelde birbirini andırır: Ezilen adam, filmin sonunda kendine gelir, büyük bir zafer elde etmese de kazanır, silkinir, toplumun anormalliklerini, çok da marjinalliğe kaçmadan yener ve sağduyunun kazandığı mesajı ile perde kapanır. Ana akım sinemanın içinde, kendi tarzı olan bir adamdır Ben Stiller.

THE SECRET LIFE OF WALTER MITTY

secret-life-of-walter-mitty02

The Secret Life of Walter Mitty, James Thurber tarafından yazılmış ve 1939 senesinde  The New Yorker dergisinde yayımlanmış bir öykü aslında. Hayatın akışı içinde, birdenbire günlük gelişmelerden koparak hayal dünyasına dalan, düşlerinde kendini büyük kahramanlara dönüştüren “ortalama” adam Mitty’nin başından geçenleri anlatıyor.

İlk olarak 1947 yılında filme alınan ve başrolünde büyük komedyen Danny Kaye’in oynadığı çalışma, öykünün yazarı tarafından pek beğenilmemiş.

2013 yılında, bu öyküden esinlenerek çekilen versiyonda ise, Ben Stiller oynuyor.

Konu şöyle: Life dergisinde çalışan,görevi çekilen fotoğrafların negatiflerini arşivlemek olan Walter Mitty, bir gün derginin kapanacağı haberiyle sarsılır. Artık Life Online olarak çağın gerçeklerine ayak uyduracak olan derginin birçok kişiyi işten çıkaracağı söylenmektedir. Bu ortamda, efsanevi bir fotoğrafçıyı oynayan ve tüm negatiflerini Walter Mitty ile paylaşan Sean Penn’in gönderdiği ve derginin son sayısının kapağına basılacak “kare” kayıptır. Walter işini kaybetmemek için bu kareyi bulmak zorundadır. Bir yandan da aynı şirkette çalışan bir kadına aşık olmuş, bu konuda hiçbir adım atamamaktadır. Ezik kahramanımız Walter, aşkı ve işi konusunda eli kolu bağlı otururken, kendini rahatlatmak için sürekli hayal kurar.

Filmin kırılma noktası, Walter Mitty’nin kurduğu hayallere benzeyen bir hayata adım atması, birçok insanın yanından bile geçemeyeceği maceraperest bir kurguyla tüm sorunlarına karşı ayaklanmasıdır. Hayal gerçek olmuştur artık.

Bununla birlikte film görsel bir şölene dönüşür.

Son derece ilginç bir konusu olan filmin her bir karesi, kahramanı Mitty’nin işine uygun olarak, bir fotoğraf gibi adeta. Büyük oyuncu Shirley MacLaine‘in de küçük bir rolde oynadığı, Sean Penn‘in de kısa ama öz bir rolde insanı büyülediği filmin insanı rahatlatan, mutlu eden, hayattan koparan bir yanı var. Sean Pean’in filmde uzun süredir takip ettiği ve fotoğrafını çekmek için pusuda beklediği dağ leoparını gördüğü anda, gözlerini makinasından uzaklaştırıp “güzellik” konusunda söylediği şu sözler de çok anlamlı:

“Bazı güzellikleri insan kendine saklamalı, onun fotoğrafını bile çekmemeli…”

Gözden kaçan ve bence seyredilmesi gereken bir çalışma Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı… Özellikle zaman zaman hayal kurarak hayatı unutmaya çalışan benim gibilerin beğeneceğinden eminim.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This