Konyalı Lokantası – Kanyon

0 Shares
0
0
0

photo1

Konyalı Lokantası, Kanyon ‘un açılmasından beri sık sık önünden geçtiğim, masalarında oturan şık giyimli hanımlar ve beyleri hayranlıkla seyrettiğim, mutlaka ziyaret edeceğim konusunda her seferinde kendime söz verdiğim halde beş yıldır bir türlü yemeklerinin tadına bakamadığım bir lokanta olarak hafızama nakşolmuş. Belki de böyle bir yerin tadını çıkarmak için birileri ile birlikte gitmek ihtiyacını duymuş ve bir türlü fırsatını yaratamamışımdır. Hep bir engel, her seferinde bir saçmalık olmuştur hayatımda ve ben buraya girip güzelim yemekleri mideme indirememişimdir bir türlü. Gerçek sebebini şimdi bilemiyorum.

Belki de sadece tembel bir insanım ben.
Bu sıkıntım, en nihayet 16 Haziran 2011 tarihinde, Konyalı’nın masalarından birine kurulmamla son buldu sevgili okurlar. Uzun bir toplantı öncesi kapağı attığım Kanyon’da bir süre dolandıktan sonra soluğu Konyalı’da alıverdim. Yalnızdım. Artık başkasını bekleyecek sabrım da kalmamıştı açıkçası. Giriş yapısının önünde durdum, bir süre etrafıma bakındım. İçeri mi girsem, yoksa dışarıda, daha havadar bir atmosferde mi yemeklerin tadına baksam karar veremedim bir türlü. İçerisi bana ağır ve fazla “saygın” göründü. Dışarısı ise, hem gelip geçene bakabileceğim, hem de aniden başlayan yaz yağmurunu içime çekebileceğim şekilde keyifli. Dışarıyı tercih ettim. Oturdum. Daha doğrusu güler yüzlü bir kız tarafından yerime oturtuldum. Önce yer gösterme işlerini yaptığını düşündüğüm bu kızın, masalardaki kirli tabakları, boş bardakları alıp taşıma işini de yaptığını görünce biraz şaşırdım. Açıkçası tam görevini anlayamadım.
Yorumlarımı sizlerle paylaşmadan önce Konyalı’nın tarihçesinden hafifçe bahsetmemde yarar var (Bilgiler Konyalı’nın web sitesinden alınmıştır):

Konya’nın Doğanbey ilçesinden 1895 yılında çıkan büyük dede Hacı Ahmet Doyuran 1897’de dört masa ve 16 sandalye ile Sirkeci’de ‘Konya Lezzet Lokantası’ adıyla mütevazı bir aşçı dükkanı açar. Bir süre sonra lokantayı damadı Mustafa Doğanbey’e devreder.

Lezzet ve temizliğin temsilcisi olarak kısa sürede tanınan lokanta, zaman içinde İstanbul mutfağı denince akla ilk gelen isimlerden birine dönüşecektir. Konyalı’nın şöhreti 1940’lardan sonra Nurettin Doğanbey’in çabalarıyla Türkiye’ye yayılır. Yerli yabancı devlet adamlarının, kral ve kraliçelerin, sanatçıların uğrak yeri olur.

Bugün, Doğanbey Ailesi’nin dördüncü kuşağından Mehmet Eren Doğanbey tarafından işletilen kuruluş, 1924 – 2006 yılları arasında ulu önder Atatürk’ten, İngiltere Kraliçesi Majeste Elizabeth II’ ye , Pakistan Başkanı Benazir Butto’dan Amerika eski başkanı Richard Nixon’a kadar dünyanın dört bir yanından gelen pek çok devlet büyüğünü, ünlü sanatçıları Kral ve Kraliçeleri ağırlama onuruna erişmiştir.

Modern mimarisi ve seçilmiş markaları buluşturması ile özel bir mekan olan Kanyon Levent’te, 30 Mayıs 2006 tarihinden itibaren hizmet vermeye başlayan Konyalı, şık ve sade sunumuyla üst düzey yöneticilere, yurt dışından misafir ağırlayan ve Türk Mutfağını yaşamak isteyenlere hizmet veriyor.

Bu güzel lokanta ile ilgili olarak benim notlarım da aşağıdaki gibi:
Mekanın havası, daha çok önemli iş yemekleri için tasarlanmış izlenimini veriyor. Ben de bir öğle yemeğinde ziyaret ettiğim için, içeride takım elbiseli amcalar geçidi vardı. Doğrusunu anlamak için farklı saatlerde de gitmek lazım diye düşünüyorum. Fakat samimi düşüncem, Konyalı Kanyon’da haftalık cironun büyük kısmının öğlen yemeklerinden geldiği ve bu yemeklerin de ağırlıklı olarak iş görüşmeleri olduğu yönünde. Biraz daha havadar ve “light” görünen dış mekanı da tercih edebilir, gelip geçene bakarak Kanyon’un piyasasını seyredebilirsiniz.
Oturmamdan sonra, siparişleri almak için masama gelen garson, gerçekten inanılmaz bir servis adamıydı. Güleryüzü, menüye hakimiyeti, eski İstanbul beyefendisi tavrı ile beni çok etkiledi. Adeta önümü ilikleme ihtiyacı duydum. En son Vakko’da takım elbise provasına gittiğimde ölçülerimi alan terzi amca önünde böyle hissetmiştim diyebilirim. Bayıldım. İnsanın sipariş verdikçe veresi geliyor böyle servis yapıldıkça.
Menüyü elinize aldığınızda çok hoş bir duyguya kapılıyorsunuz. Adeta zaman tüneline girmişsiniz gibi duyuyorsunuz kendinizi. 1940-50’li yıllardaki menünün aynısı kullanılmış ve o senelerin havası verilmiş. Buranın müdavimi değilseniz uzun uzun incelemenizi öneririm. Büyük bir keyif aldım menüyü okurken.
Neler yediğime gelince. Önden ekşili mercimek çorbası söyledim. Özellikle vurgulamama gerek yok sanırım, ben çorbayı çok severim. İçinde çorba olmayan bir yemek, benim açımdan gerçek bir yemek değildir ve çorbaların da kralı mercimektir bana göre. Bu sebepten gayri, gittiğim her lokantada önce bir bakarım mercimek çorbası var mı diye. Burada da görür görmez kararımı verdim.
Ardından ne yemeliyim diye çok uzun süre düşünecektim ki, yan masaya getirdikleri tabakları görünce çok tereddüt etmeme gerek kalmadı. Bir de yufkalı köfte sipariş ettim hemen. Garson çok iyi bir seçim olduğunu belirtti. Aslında, normal şartlarda biraz daha erken gitmiş olsaydım, büyük olasılıkla “Yoğurtlu Konyalı” söylerdim. Dönerden yapılan lezzetli bir yemek olduğunu duymuştum daha önce. Her neyse, tatlı faslını sonra düşünürüm , diye geçirdim içimden. Ona daha vakit vardı.
Yemeklerim gelmeden önce ekmek servisi yapıldı. Birçok farklı ekmek çeşidi olan bir sepetten, müşterinin tercihlerine göre servis ediyorlar ekmekleri. Ben en çok küçük pide şeklinde olanlara bayıldım. İlgilenenlere duyrulur.
Çorbam geldiğinde, biraz bekledim, çorba kasesini, kasenin üzerine yerleştirilmiş grissiniyi seyrettim bir süre. Bu keyifli sunumun ardından çorbanın tadının nasıl olacağını çok merak ediyordum. Değerli okurlar, menüde ayran çorbası ve günün çorbası gibi seçenekler de mevcut, lakin benim sizlere naçizane tavsiyem, ekşili mercimek çorbasını denemeden Konyalı’dan ayrılmayın. Bu harikulade lezzetin sırrını bendeniz tabii ki anlayamadım, fakat bende bıraktığı izlenim şöyle bir şeydi: Gözlerimi kapayıp ağzımda ki çorbayla başbaşa kalmak istedim sevgili okurlar. Mercimeğin dokusu, çorbanın içinde kaybolmadan dolaşıyordu. Yer yer ufak nohut taneleri de vardı içinde. Ne çok sulu, ne de insanı bezdirecek kadar dolgundu. Nefisti. Daha iyi mercimek çorbası içtim mi? Sanmam. Tabii ki Hünkar’da içtiğim çorbaları da ayrı bir yere koyarım.
Yufkalı köfte ise beni fazlası ile memnun eden bir ana yemek oldu. Belki tesadüf, ama çok doğru bir karar vermiştim onu sipariş ederken. Madalyon şeklinde köfteler ve etraflarını çemenvari bir zerafetle çeviren yufkanın müthiş lezzeti. Yanında kıvamlı bir beğendi, azıcık da iç pilav. Gerçekten damağım bayram etti ve az sonra katılacağım toplantıya geç kalma pahasına ağır ağır, keyfine vara vara yedim bu yemeği.
Ardından tatlı olarak höşmerim helvası söyledim. Ağızda dağılan pek hoş bir lezzeti vardı, ama diğer yediklerimin gölgesinde kaldı açıkçası. İleriki dönemlerde yapacağım ziyaretlerde başka tatlıları deneyeceğimden eminim.
Diğer bir konu da, Konyalı Lokantası’nın çok ciddi bir şarap kavı olduğu gerçeği. Hızlı bir öğlen yemeği için yaptığım bu ziyarette şaraplarının tadına bakamadım , fakat yan masalara sürekli servis edilen şişeleri gördükçe içim gitti diyebilirim.
Sonuç olarak, sevgili okurlar, yukarıda yazdığım yorumlardan da anlamış olabileceğiniz gibi, ben Konyalı Kanyon’da çok kısa ama harikulade bir yemek serüveni geçirdim. Hepinize şiddetle ama şiddetle tavsiye ederim. Gitmediyseniz mutlaka gidin. Bugüne kadar gitmemiş olmam tamamen benim eşekliğimdir.

Konyalı Kanyon
Kanyon – Büyükdere Cad. No:185 K:1 Levent – İstanbul
www.konyalilokantasi.com
e-posta: kanyon@konyalilokantasi.com
Tel: 0212 353 04 50
Faks: 0212 353 04 49

0 Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Hükümdar Sofrası

Sevmiyorum. Doymak ve hayatta kalmak için yiyen, her lokmasının hesabını yapan, her yediğini yakmak için soluğu hemen sporda…