Tarihi Tiritçi Mithat’a Gidilecekse Konya’da Olmak Her Zaman Güzeldir

Tiritçi Mithat bahsine girerken Konya’ya nasıl gittiğimi de anlatmak isterim. Yolum zaman zaman Konya‘ya düşüyor yeme içme için. Özellike Yüksek Hızlı Tren (YHT) İstanbul’dan kalkıp Konya’da soluğu almaya başladıktan beri, bana ziyadesiyle yakın olan Bostancı istasyonundan trene atlayıp Konya’nın göbeğinde inmek adeta bir ritüele dönüştü.

Hatta henüz yolun başındayken, işin bir özetini merak edenler için son yolcuğumun bol yemeli bir videosunu da sizlerle paylaştım. İsteyen, ben Tiritçi Mithat bahsine henüz başlamadan bir göz atabilir buraya. Hem yemek, hem tarih, hem de ulaşıma dair daha genel bilgilere en hızlı bu şekilde ulaşabilir sabırsız olanlarınız.

Her şeyden önemlisi, bu güzel kenti ziyaret etme konusunda önyargısı olanlara hitaben birkaç kelime sarfetmemin yerinde olacağını düşünüyorum. Ben bu kente ilk olarak 2001 senesinde geldim ve ardından beş altı defa burada değişik sebeplerden ötürü bulundum. Konya’ya yaptığım yolculukların öncesinde ya da sonrasında, çevremdeki kişilerin tepkilerinden, buraya gitmek konusunda çekinceleri olduğu sonucunu çıkarttım.

Böyle zamanlarda,  hayatta en hoşlanmadığım konulardan birisi olan “beyaz Türk sterilliği“nin hala karşıma çıkıyor olmasını hayret ve tiksintiyle izliyorum dostlar. Bu güzel kent, Osmanlı öncesinden kalan ihtişamlı binaları, şaşırtıcı lezzette yemekleri ve sizinle her fırsatta sohbet etmek isteyen insanları ile son derece renkli, misafirperver ve görülmesi gereken bir şehir. Bu deneyimi yaşamamış olanlarınız için sadece üzüntü hissediyorum. Sizce de fanuslarınızın biraz dışına çıkıp güzelliklerin keyfini çıkarma zamanı gelmedi mi?

Tiritçi Mithat Peşinde Muhteşem Bir Tarihin Kollarında Gezinirken

Biz dönelim Konya’mıza…Turizmin patlayan döviz kurlarından ötürü içeri yönelmesinden sonra iyice hareketlenen bu kentin kalbinde, hiç şüphesiz Mevlana Celaleddin-i Rumi‘nin hala şehrin her köşesinde hissedilen varlığı yatıyor.

Zamanında Mesnevi‘yi okuduğumda kapıldığım, hayret, hayranlık, coşku, huzur, sevgi, şaşkınlık, aşk gibi duyguları, hiç şüphesiz Mevlana’nın türbesini her ziyaret edişimde yaşıyorum. Bunu yolu her düşen kişiye de şiddetle tavsiye ediyorum.

Kentin her köşesinde Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan yapılar mevcut. Osmanlı öncesi dönemi de yüm ihtişamıyla yaşayan çok az şehir mevcut Anadolu’da. O yüzden yürürken başınızı kaldırmanızı öneririm. Gördükleriniz karşısında siz de benim gibi büyük bir saygı gösterme gereği duyacaksınız.

Karatay Medresesi,  Sırçalı Medrese, İnce Minareli Medrese, Alaeddin Tepesi,  Selimiye Camii,  Alaeddin Camii ve Sultanlar Türbesi, Aziziye Camii,  İplikçi Cami, Şems-i Tebrizi Türbesi ve Camisi… Sadece kısa bir liste koymak istedim önünüze.

Bunların üzerine, Mevlana Müzesi, Konya Arkeoloji Müzesi, Konya Atatürk Evi Müzesi, İstiklal Harbi Şehitleri Abidesi’ni de ekleyin.

Ayrıca bir de Kyoto Japon Parkı, Konya Kültür Park, Tropikal Kelebek Bahçesi, Sille Baraj Parkı, Beyşehir Gölü, Meke Krater Gölü, Meram Bağları, Obruk Gölü gibi güzellikleri ekleyin… Konya bir haftada bile öyle kolay kolay gezemeyeceğiniz büyük bir hazine olarak karşınıza çıkıyor işte.

Konya’da Gastronominin Doruklarında Dolaşmak Çok Kolay (Tiritçi Mithat Dışında Lezzet Durakları)

Afyon’u gezerken karşılaştığım müthiş lokantaları küstürmeden, başlangıç yazısı olarak Aşçı Bacaksız‘ı seçmiştim geçen hafta. Aynı durum Konya için de geçerli. Burada da başımı lezzetleri ile döndüren  bir düzine lokantanın kalbini kırmadan, Konya serisinin başlangıcını Tarihi Tiritçi Mithat ile yapmamın doğru olacağını düşünüyorum.

Yoksa anlatacak o kadar çok mekan var ki!

Etli Ekmek

Etli ekmeği ve Konya’nın meşhur küflü peyniriyle yaptıkları peynirli börekleri ile başımı döndüren Bolu Lokantası var mesela.

 
 
 
 
 
Bu gönderiyi Instagram’da gör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

LOKANTALARIM | Alp Artam (@lokantalarim)’in paylaştığı bir gönderi ()

Furun Kebabı

Ya da kuzunun kaburga, gerdan, ön kol gibi nefis yerlerinden, uzun uzun pişerek yapılan, beş saat civarında piştikten sonra bir süre de fırın içinde ateşten uzak bekletilen furun (ya da fırın) kebabı ile damağımda güller açtıran Hacı Şükrü var.

 
 
 
 
 
Bu gönderiyi Instagram’da gör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

LOKANTALARIM | Alp Artam (@lokantalarim)’in paylaştığı bir gönderi ()

Yağ Somunu

Bu kadar basit değil tabii ki…

Konya’da yağ somunu yemeden şehri terk etmeyin sakın. Hasan Şendağ’da (Hemen Kadınlar Pazarı’nın yanında) yediğim bu afet beni benden aldı desem yeridir. Atom adını verdikleri modelin içinde sucuk, pastırma, kavurma ve peynir var. Yani karışık. Peynirlisini yerseniz, çubuk, kaşar, Konya küflü ve tulumdan oluşan dört peynirli bir model hazırlıyorlar. Bol yağlı, enfes bir lezzet. Calzone havasında, damaklara bayram ettiren bir çalışma. Hamuruna ilave edilen susam ayrı bir coşku unsuru oluşturuyor. Yedikten sonra insanı rahatsız etmiyor.

 
 
 
 
 
Bu gönderiyi Instagram’da gör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

LOKANTALARIM | Alp Artam (@lokantalarim)’in paylaştığı bir gönderi ()

Bir de Lokmahane gerçeği var bu güzide şehirde. Geleneksel Konya yemeklerinin en güzellerini sunuyor olsalarda, ben hiç şüphesiz kahvaltılarına tav oldum ilk bakışta.

 
 
 
 
 
Bu gönderiyi Instagram’da gör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

LOKANTALARIM | Alp Artam (@lokantalarim)’in paylaştığı bir gönderi ()

Şimdi bu enfes mekanların üzerine siz, Ferah Etli Ekmeği, Ali Baba‘yı, Ehil Kebap‘ı da ekleyin, benden söylemesi soluksuz kalacaksınız. Selçuklu‘nun etkisiyle başlayan, Mevlevi mutfak terbiyesi ile şekillenen, Osmanlı ile kıvama gelen muazzam bir mutfak göreceksiniz önünüzde. Hititler‘den günümüze gelen gastronomik geleneklerden hiç bahsetmiyorum bile.

Ve bendeniz, beş yüzün üzerinde lokantası ile insanın başını döndüren bu muhterem şehri anlatırken, hiç şüphesiz söze, kendi başımı döndüren Tiritçi Mithat ile başlayacağım izniniz olursa.

Yine gevezelik ettik, lakırdıyı fazla kaçırdık, ama olsun boş konuşmadık değil mi? Bakalım Tiritçi Mithat‘ın sırrı neymiş?

Peki Nedir Bu Tirit?

Konya’nın iftihar konusu olması gereken lokantalarından Tarihi Tiritçi Mithat‘ın esas oğlanı hiç şüphesiz tirit adı verilen yemeğidir. İnsanın damağını yerle bir edecek coşkudaki bu güzelliğin öyküsü nedir diye merak eden dostlarım için kısa bir parantez açmamda fayda var.

Aslına bakarsanız, tirit ile ilgili yaptığım araştırmalar gayet keskin bir yönü işaret etmektedir. Bana kalırsa bu yemekte bir hayli aşurevari bir durum söz konusudur.

Ne mi demek istiyorum?

Tirit, özünde bayat ya da kızartılmış ekmeği et suyuna atarak, üzerine de nispeten ucuz et kısımlarını koyarak “türetilmiş” bir yemektir kanaatimce. İcat edilmesindeki sebep, yani çıkış noktası artan malzemeden faydalanmak gibi durmaktadır.

Anadolu şehirlerinin farklı tirit türlerini dört kolla sahiplendiği dikkatimden kaçmamış; kaz, ördek, tavuk, inek, koyun eti ile yapılan farklı tiritlerin güzide kentlerimizde cirit attığı notlarım arasına girmiştir. Mesela Samsun yöresinin kaz tiridi, araştırmalarıma göre patent bile almıştır.

Ortaasya’daki Beşparmak yemeği ile bir hayli benzerlik göstermektedir tirit. Ama bağlantıları olup olmadığı kanıtlanabilmiş değildir.

Kastamonu’da ise altlık olarak pide ya da ekmek yerine simit kullandıkları bir tür “simit tiridi” yapılmaktadır. (en kısa sürede gideceğim Kastamonu’dan detaylarla döneceğimi tahmin edersiniz)

Bir efsaneye göre ise başroldeki yemeğimizin çıkışı, Girit adasının alınması ile yakından ilgilidir. Sultan Avcı Mehmet, çok yıpratıcı bir hal almaya başlayan Girit kuşatmasına sinirlenmiş ve “Girit’i almadan kim gelirse ve kim bana Girit’ten bahsederse boynu vurula” demiştir. Yirmi dört sene geçmiş ve bir gün Fazıl Ahmet Paşa tarafından Girit alınmıştır. Ancak bu haberi padişaha kimse söylemeye cesaret edemez. Sonunda saray aşçısı çok güzel bir yemek hazırlayarak sultanın huzuruna çıkar ve yemeği kendi elleri ile ikram eder. Padişaha bu yemek ilk defa sunulduğundan: “Bu yemeğin ismi ne?” diye sorar. Aşçı cevap verir: Sultanım bu yemeğin ismi: “Tepside Tirit alındı Girit”der.” Sonunca kimsenin boynu vurulmadan öykümüz mutlu bir sonla noktalanır.

Benden anlatması, inanıp inanmamak sizlere kalmış dostlar.

Tiritçi Mithat’ta Kendimden Geçtim

Bu tabiri pek sık kullandığım için zaman zaman eleştiriliyorum, lakin bazı yemekler o denli lezzetli ki, insanın onlardan aldığı hazzı tasvir ederken nutku tutuluyor, kendini ifade etmesi bir hayli zorlaşıyor.

Tarihi Tiritçi Mithat‘ta yediğim tirit de benim için böyle bir yemek. Yerken gözlerimi kapatıp varlığına şükrettiğim küçük bir mucize adeta.

Dükkan Aziziye Camii‘nin çok yakınında, Konya’nın tam kalbinde, pek büyük olmayan şirin bir mekan.

Tiritçi Mithat

Tarihi Tiritçi Mithat

Burada yeme içme dünyasının ağır topları uğramışlar zaman içinde, hemen hepsinin de midesi bayram etmiş mekanda yaşadıkları deneyim neticesinde.

Tarihi Tiritçi Mithat, benim için de Anadolu’nun en iyi lokantalarından biri. Menüsünde sadece o efsanevi tirit olan müthiş bir restoran. En sevdiğim tarz!

Burada kuzu eti kullanıyorlar, hemen söyleyelim. Zaten memleketi dolaşırsanız, nerede iyi et yemeği varsa hep kuzu etinden yapılmadır. Yeterince yer gezerseniz bunu siz de göreceksiniz. Kuzunun ön budundan yapıyorlar dillere destan tiridi! Önce bir güzel ayıklıyorlar sinirlerini, ardından eti dövüp satır ile girişiyorlar. Etin kıvamı köfteye yaklaşıyor, bu çok önemli. Yani parça et yeme konusunda problemi olanlar için, bu tiridin yapılışında kullanılan etin kıyma oluncaya kadar “satırlandığını” belirtmem lazım.

Tiritçi Mithat - Tirit

Tarihi Tiritçi Mithat – Tirit

Pide, yoğurt, domates, biber ve envai çeşit baharat, köftelerle birlikte kiremit güvece yerleştirip meşe odunu kullanılan fırına veriliyor.

Pişince üzerine maydanoz ekliyorlar ve tereyağ döküyorlar. Bu ritüelin sonunu oluşturan bir altın vuruş oluyor adeta.

“Bizi Kimler Çekmek İstedi de İzin Vermedik”

Mekanın kendine göre havalı garsonlarından birisi video çekmek istediğimde böyle demişti ilk gittiğimde. İnsanı gülümseten bu, “beni ne mühendisler, doktorlar istedi, onlara varmadım, seninle mi evleneceğim?” tavrı bazı mekanlarda vardır. Kendilerince haklıdırlar eminim ki. Ben kimim ki 🙂 (Gördüğünüz üzere, her zaman çok iyi muamele görmüyorum, ama bu durum, tarafsız bir şekilde lezzeti anlatmama engel değil!)

Tiritçi Mithat - Lokantalarım

Tarihi Tiritçi Mithat – Lokantalarım

Yine de yukarıda bir tutam tarif etmeye çalıştığım süreç Tarihi Tiritçi Mithat’ın ürününü sizlere anlatmam için yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Tarihi Tiritçi Mithat’da yediğim tirit, hayatımda yediğim en güzel et yemeklerinden birisi hiç şüphesiz. Yakında zamanda Kastamonu’ya gideceğimi, orada simit tiridi yiyerek bir karşılaştırma yapacağımı da söylemeden edemeyeceğim.

Sözün özü, “İyi ki var!” dediğim müthiş lezzet duraklarından birisi Tarihi Tiritçi Mithat. Gitmediyseniz, büyük hata yapmışsınız demektir.

Bir gün bu müthiş yemeği yerseniz, “Bir zamanlar video çektirmediğiniz o fakir ve gururlu gencin selamı var!” dersiniz.  🙂

Şimdiden afiyet olsun!

Tarihi Tiritçi Mithat
Aziziye Mahallesi, İstanbul Caddesi
Yusufağa Sk. No:21/A, 42030 Karatay/Konya

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

Share This